30 Kasım 2010 Salı

Safha İki

"Yeni" arayışındayız. Sadece yetinememek değil neden, kendimiz olup tutunamamak hayata. Bir kitap, bir film yeni bir dünya arayışında yol gösteriyor bize. Henüz tanıştığımız kişiler üzerine kurulu yeni hayal dünyası, hayal kırıklıklarını tamir etmenin en pratik yolu. Kimi zaman Odile'i kimi zaman Jane'i oynamak bizimki ve derken kendimizi bulmak yere düşmüş kağıt parçasında. Rahatsız eden arının bir işaret olabileceğini sanmak yetisi belki, sürekli diken üstünde "yeni" bir nefes aldıran özgürlük dolu. What if we lose track? Korkusuzca sevmek, alışmak ve sonra bir gün korkmak kaybetmekten; yolun kenarında dikili "muzaffer" ağaçların kalın gövdelerinde bunlar saklı işte, görene. Şarkıların altyazılarında geçmişin izleri saklı, dinlememek lazım belki. Hele ortada kalmışken, yeni bir çift göz için bakınırken etrafa, tutarken anıları elinde istemeden, buz dağına çarpmadan durmak lazım.
Tüketiyorum, yeniyi eskiterek yoruluyorum. Neden mi?
Alışmışım bir kere.

29 Kasım 2010 Pazartesi

Gizli Kahraman

Duygularımı bu kadar ertelersem zaman aşımına uğrar mı? Possible. Malum tarih geldi geçti, mum üflemek fazla ironik olurdu, cesaret edemedim. Öte yandan gülümsememek için hiçbir mazeretim yoktu. İnsanın gününün tamamını mutlu geçirmesi çok zor dedi bir Kızılderili, katılmıyorum. Hayatımın hiçbir evresinde huzura bu kadar yaklaştığımı hatırlamıyorum. Sevdiklerimin, beni sevenlerin değerini böylesine bildiğim bir zaman daha yok geçmişimde. Ne yapsaydım, tüm gün çıkmasa mıydım? Aklıma gelmedi değil. Senelik kendime kapanma günümü bu sefer de kurallara uygun geçirebilirdim; ama zaman aşımı demiştik. Sevgi gücüne güç katıp olabildiğince çok kelimeye bürünüp yer açarken kendine içimde, bir günlük uzaklaşma bile çok olabilirdi. Zaten gözlerim yıldızlara kaydığında hep aynı kişi gelmiyor mu aklıma? Kime yalvarıyorum en ağlak anlarımda? En güzelini yazarken sarı sayfalara, "sen" diyorum, içimden "ben" diyor. Biliyorum ki, ben varlığını benimle istedikçe, kaybetmem kimseyi. Fizikselin ötesinde bir durum bu, hissetmek üzerine kurulu. Arkadaşların yarısı yedi yılda kaybedilirmiş, doğrudur; ama sabitlik hiç mi yok? Önem sırası değişir gibi durur sayfalarda, kanma. Kasımı gösterince takvim, yapraklar göz göre göre solar, en güzel şarkıyı görünmez kuşlar fısıldasa da kulağına, en sevdiğin masalda alsan da yerini, Huzur adlı koltuğa yaslansan da keyifli, yağmur damlaları indirse de hediyelerini; kasımsa ay gülümserken kalbinde bir sızı oluşmadan bitmez gün.

Zamanın en hızlı olduğu ay çünkü bu, gözlerini kapamadan biter, beklerken, değişeni acıyla seyrederken, umarken, doğarken, ölürken biter. Bunu derken, şimdi burada, değişimin beni getirdiği noktada, gülümsüyorum. Mutlu olmamak için hiçbir gerekçem yok, an'ı seviyorum.


"istediğimizde burdayız
yanlızken aslında yan yanayız
dönelim mi hayata?"

26 Kasım 2010 Cuma

Gökçen'e..

Geç kaldım bu yazıyı yazmak için. Bak ama, yine de "neyi erken yaptık da" deyip yazmaya başlıyorum. Bir şeyleri nezaket çerçevesine sığdırmaya çalışmak, anlamı sığlaştırmak artık mümkün değil. Yapraklarını çevirdim sarı defterin, şimdi yeni sözcükler de görüyorum. Bir başka 'iklim'e taşınırken de ruhum, nereye giderse gitsin yanında yöresinde seni bulacağını biliyor şimdi. Yeter ki sakızımız olsun ve yağmurda bir bahçe. Acıkırsan, unutursan, yorulursan, curve'ün altında kalırsan seslenmen yeter (sesin çıkmasa da ben duyarım!). Hem 'sesinde ne var' biliyorum galiba.. Sıcacık, ışıl ışıl bir öykü var- henüz on dokuzunda.. Sen de, iyi ki varsın!

24 Kasım 2010 Çarşamba

Belki..

Let the rain come down and wash away my tears
Let it fill my soul and drown my fears
Let it shatter the walls for a new sun
A new day has come.

11 Kasım 2010 Perşembe

Curve

Altı.

10 Kasım 2010 Çarşamba

Midterm on midnight

Please turn on your magic beam,
Mr. Sandman bring me a dream.