29 Ekim 2010 Cuma

Ayrılık Sevdaya Dahil

"...

V.

sanmıştık ki ikimiz
yeryüzünde ancak
birbirimiz için varız
ikimiz sanmıştık ki
tek kişilik bir yalnızlığa bile
rahatça sığarız
hiç yanılmamışız
her an düşüp düşüp
kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da
hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
hâlâ kıpkızıl gülümseyen
-sanki ateşten bir tebessüm-
zehir zemberek aşkımız.. "

No Surprises

A heart that's full up like a landfill
A job that slowly kills you
Bruises that won't heal
You look so tired and unhappy
Bring down the government
They don't, they don't speak for us
I'll take a quiet life
A handshake of carbon monoxide
No alarms and no surprises
No alarms and no surprises
No alarms and no surprises
Silent, silent
This is my final fit, my final bellyache with
No alarms and no surprises
No alarms and no surprises
No alarms and no surprises please
Such a pretty house, such a pretty garden
No alarms and no surprises (let me out of here)
No alarms and no surprises (let me out of here)
No alarms and no surprises please (let me out of here)




Madem her yerde karşıma çıkıyorsun, buyur ironik adınla. Tekrar. Tekrar.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Masal

Ben bir benzetme yapsam. Öyle bir benzetme ki oluşunla ölüşün arasındaki dört nokta farkını rezilce serse herkesin gözü önüne. Bir anlık yokluğunun, dirilememenin, geri gelememenin siyahla beyazın arasındaki o can çekişmeden daha acı olduğunu anlatsa. Sen bir gözyaşı olup aksan toprağa, su olsan bana. Bir seçim yapmak gerekir mi her zaman? Kuru bir gözyaşısın öyleyse sen, tadın damağımda. 200 km ile giden araç gibi çarpıyor kalbim, her seferinde senin bir parçan yitiyor. Sona ulaşıldığında noktalar geliyor, sen gidiyorsun. Kal diyemem ben, gücüm yetmez. Boyum yıldızlara dokunacak kadar bile uzamamışken hele. Oysa. Keşke kalsan. Kalsan da özleyeceğimi bilsen. Gitmesen.
Malum tarihe var daha. Zaman geçse de, o kalıyor, sen kalıyorsun, biz olmak böyle sürüyor gidiyor.


Bak dalgalara!

23 Ekim 2010 Cumartesi

Biraz Janis

"freedom's just another word for nothing left to lose"

kahkahaya gömdüğün hüzünleri dinlerken bir tanım daha bulabilmenin verdiği geçici rahatlama hissiyle..

19 Ekim 2010 Salı

Eski

Kendine dön
Otur karşıma
...
Kapat gözlerini
Boşlukta yüzmeli
Elimden tut sıkıca


Yoksa düşeceğim.

18 Ekim 2010 Pazartesi

поздно

Sessizliğin kendisinden korkmuyorum, ona mecbur olmaktan korkuyorum ben. Konuşmaya olan düşkünlüğümün farkındayım; ama sessizliğe katlanamayışımdan farklı bu: Yanımda birilerinin varlığını bilmem, onlara sırtımı yaslanmam gerek, güvenmem, hayal paylaşmam, içimi korkmadan açmam gerek. Eğer gözlerimle yapmam yetecekse, varım buna.
Ardı arkası kesilmeyen cümlelerim, bazen virgüllerle bölünür. Bazıları vardır ki hayatta, sessizliğin de içimizde kendini göstermek için kanat çırptığını öğretir bize. Kimi zaman korku, kimi zaman saygı, belki de öz bir sevgi ifadesi yerine geçer bu yırtılmamış karanlık. Kimi zamansa sadece açtığımız koca çukurları doldurur bir şekilde. Peki her zaman bu kadar olumlu olabilir mi? Sanmıyorum. Mükemmel'in tanımı tek bir kelime olamaz çünkü. Her insan, olgu, duygu, düşünce; yanlışlarıyla, hatalarıyla var olur.
Sallanan koltukta oturan kişiye gözlerimi dikip, ağzından cımbızla kelime almaya çalışmak yorar bir süre sonra. Gelen kelimeye kendinden bir kelime daha ekleyip, ortak özneli cümleler kurmak her zaman sanıldığı gibi kolay olmaz. Belki hatalarımız susturur bizi, belki kalbimiz. Nedensiz bir yere paylaşamamanın suçunu mizaca atarız kolaylık olsun bize diye. Evet, biz hep kolaya kaçarız. Ben kolaya kaçarım; çünkü konuşmaya başlasam bağırır, ağlarım. Dinlemek istesem, anlatıcı ararım. Onun anlattıklarına da ağlamalı mıyım?

En baştan iki kişilik bir tarih yazsak, konuşsak, paylaşsak, anlaşsak, öylesine bir günah çıkartsak.

Ayak seslerinin on beş dakika önceden duyulabildiğine inanıyorum ben hala; tek farkla, korkmadan bekliyorum artık tek başıma. :)

Дядя Я так люблю тебя. Вы так важно то мне. Я хочу поговорить и поделиться с вами более. Я надеюсь, что вы бы большой, счастливой, мирной год с новым возраста, без "я хочу" эс ...
С Днем Рождения!

15 Ekim 2010 Cuma

Tesadüf

Yüz yıldır dinlemediğim Dream On: Turne'nin girişinde ne işin vardı?